-Hah sonunda o şaklabanlardan kurtulabildim.
Şimdi okulun Batı ve Güney cephelerinin arasında kalan önümüzün jiletli tel olduğu. Arka tarafımızın okulun duvarı ve klima motoru ve radyatör arkası bulunan küçük koridor gibi bir yerdeyim
Tam sakinleştim kendimi bırakıcam. Klima motorunun üzerinde sallanan iki bacak gördüm. Bir erkekti lise çağlarında çok taramış elmacık kemiği seviyesinde gri saçları vardı.
-Demekki kendini kaybetmek istedin. Ve yolcu aramak için bu ormana bakmak istedin. Dur sana bir şey diy-
Hemen elimdeki muştayla çenesine doğru yumruk attım. Önce çene kemiği kırıldı. Ardından yanakları yırtıldı. Sonra Dili ve damakları yarıldı. Kemiklerinin şarapnelleri. Kuru kafasını yarıp beynine vururken. Zaten Yere yuvarlanmıştı
Neden mi yaptım? Eeeee hocamız ne diyordu……… Ha…. Atalarınızın dediğinini yapın…. Nasıl gidiyordu o dua……. Sen ölürken dudaklarından kanın tadını alıyorum. Bu benim için memnuniyet demek. Öldürme zevki.
Daha fazla bu herifin yanında durmak istemedim. Ceset olduğundan değil. Boşboğaz boğazı hala parçalanmadığından. İçimden yani birşey yapmak geçiyordu. Jiletli tellere baktım. Oradan geçmek yasak falan değildi. Sadece tavsiye edilmiyordu. Bu bizde sadece keyifli değil demek.
Vücudum parçalana parçalana. Üzerinden atladım. Ki emin olun bu teller 8 metre falandı. Yani 12-13 kere rendede rendelenmiş gibi oldum.
Karşımda ya beyaz ya kahverengi yada ara renklerde oldukça Dar ve ince. 150-210 Arası iki dallı ağaçlar vardı. Biraz yakından baktım. Sanki yaşıyordu bu ağaçlar. Kalbi atıyor. Kan pompalıyordu.
Ama kanibalist ağaçlar güneyde olur. Biraz daha ilerledim.
Bunlar aslında ağaç değildi. Üzerinde odun ve yaprak atılmış. Düz insan. Ama bir sıkıntı vardı. Normal bir insanı bu şekle sokmaya çalışırsanız anında ölür.
İlerledim. Bir makina vardı karşımda. Ucunda Zenci bir insan vardı. Bu alet tam bir kıyma makinesine benziyordu. Tuşuna bastım. Ki hiç karışık değildi sadece iki tuş vardı. Ve adam girdi. Ve tam bir kalas biçiminde çıktı. Ta da!
Ne sıkıcı bir orman bu yahu. Resmen adamları rulo çikolata yapıyorlar. Ve dekoratif duruyor. Çok daha yaratıcı olabilirlermiş. Neyse karşımda diğer teller gözüktü. Atlayayım bari. Gene 10-20 kere rendelendikten sonra. Karşıya geçtim.
Bir bankta bir kız oturuyordu. Menzaline.
-Ah Menzaline(Çok bıkkınlık içeren bir şekilde)
-Ne tesadüf daha doğrusu bir yarım saatir senin çıkmanı bekliyordum
-Nedenki?
-Belki bir şeyler yaparız birlikte?
-hmmmm
-Konser e gitmek gibi
Konsermi?

Vay be, yine gerilimi yüksek bir bölümdü! Vincent'ın o "boşboğaz" genci hiç tereddüt etmeden öldürmesi, bu dünyanın acımasızlığını ve onun karakterinin ne kadar değiştiğini tekrar gösterdi. Şu detay dikkatimi çekti: o "kanibalist ağaçlar" aslında ağaç değil de rulo çikolata gibi insan kalasları çıkaran bir makinenin ürünü olması, Z Kuralı'nın insan yaşamına bakışını ve bedeni nasıl metalaştırdığını çok ilginç bir şekilde vurgulamış.
Katılıyorum, o detay beni de çok etkiledi. İnsanın bedeninin bir makinede "ürün"e dönüşmesi fikri, karakterlerin yaşadığı dünyanın ne kadar duygusuzlaştığını tek başına anlatıyor zaten.
Vincent'ın o 'boşboğaz' genci hiç düşünmeden öldürmesi ve ardından "öldürme zevki" demesi, Z Kuralı'nın dünyasında şiddetin ne kadar içselleştirildiğini gösteriyor. Şu detay dikkatimi çekti: jiletli tellere rağmen atlayıp "12-13 kere rendelenmiş gibi" olması, bu dünyanın fiziksel sınırlarının ve acının bile sıradanlaştığını vurguluyor.
Kesinlikle katılıyorum! 🤯 O rendelenme olayı beni de şok etti, acıya karşı bu kadar duyarsızlaşmaları çok ürkütücü.